Hakkımızda

YAZAR

Çeşitli gazetelerde/haber sitelerinde köşe yazarlığı yapmakta ve 'çünkü' isminde bir kitap büyütmektedir.

RADYOCU

Uzun bir dönem radyo programcısı olarak çeşitli radyolarda 'Radyoloji' ve 'Doksanlar' isimleriyle radyo programcılığı yapmıştır.

FOTOĞRAF SANATÇISI

Yerel ve ulusal bazlı sergilere konu olmuş fotoğraflarının yanısıra bir de kişisel fotoğraf sergisi bulunmaktadır ve 2014 yılında SFK Ajans'ı kurmuştur.

SEYYAH

Türkiye'nin 76 ilini gezerek fotoğraflamış ve bunun yanında 20'nin üzerinde dünya ülkesini fotoğraf makinesine sığdırmıştır.

OYUNCU

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın bir dönem tiyatro oyunculuğunu yapmış ve Pepsi Co. için Kıvanç Tatlıtuğ ile reklam filminde oynamıştır.

KOLEKSİYONER

Klasik araba, taş plak ve klasik radyo koleksiyoneridir.

EĞİTİM

İnşaat Bölümü - Kastamonu Üniversitesi,İşletme Fakültesi - Anadolu Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi - Avrasya Üniversitesi

SOSYAL SORUMLULUKLAR / ALANLAR

Doğal Varlıkları Koruma ve Yaşatma Derneği, Trabzon Fotoğrafçılar Topluluğu, Türk Sanat Musikisi Cemiyeti, Avrupa Sanat Topluluğu, Tema Vakfı

Fotoğrafla olan ilişkim aslında çocukluğumda kırmızı bir radyo ve sarmalı bir makine ile başlar. Her ailede olduğu gibi benim ailemde de baş gösteren eğitim ve üniversite kaygıları, beni en sonunda gelecek olduğum bu yolda türlü sıkıntılar yaşadığım tecrübelere sevk etti. Radyoculuk, Gazetecilik, Doğa Dernekleri, İnşaat Bölümü, İşletme ve Mimarlık Fakülteleri derken şimdi de Fotoğraf Atölyesi. Ne yaparsam yapayım, hep bir başkası için yapıyormuş gibi bir his vardı içimde. Ne zaman elime fotoğraf makinemi alsam, uzun süre suyun altında kalan burun deliklerimi oksijenle buluşturmuşçasına seviniyordum. Ben de, daha uzun ve daha zor bir yola çıkmaya hazırladım kendimi. Bu kez hiç olmadığım kadar kararlı ve inançlıydım!

Sene 2012. Ben, hem okuyarak bizimkilerle birlikte çevremi mutlu edecek hem de bir fotoğraf atölyesi kuracaktım. Oldu da… Hem de bal gibi oldu. Çok isteyince olur kelimesi vücut buluyordu sanki bende. Hem okudum hem de kendi markamı kurdum. Bir dönemde hem mimarlık fakültesi okudum, hem açıktan işletme fakültesine devam ettim hem de iç mimarlık ve çevre tasarımı bölümünden çift anadal yaptım. Üstüne bir de gidip kendi ismimi taşıyan “Süleyman Kumaş Fotoğraflama” adında bir firma kurdum. Artık bir vergi levham vardı ve statü olarak hem bir öğrenci hem de bağkurunu ödeyen bir işveren olarak görünüyordum. Dedim ya daha uzun ve daha zor bir yol olacak diye… Öyle de oldu.

Her yerden iş geliyordu ve sabahlara kadar annemin “yat artık” sözleriyle resmen 24 saate meydan okuyordum. Gündüzleri okula gidiyorum, hafta sonlarının tamamını çekimlerde geçiriyorum ve gecenin yarısına kadar proje çizip kalan diğer yarısında da photoshop yaparak aldığım işleri yetiştirmeye çalışıyordum. O sene işletme fakültesinden mezun oldum, mimarlık fakültesinde onur öğrencisi olarak bir üst sınıfa geçtim. Çift Anadal yaptığım İç Mimarlık bölümünü ise okulumun yanlış politikasını protesto etmek adına bıraktım. Bu yıl da mimarım. İç mi dış mı diye sormayın ama tamam mı? Bu arada her gün yeni insanlar tanıyordum, yeni çevreler, yeni coğrafyalar ve farklı kültürler. Bu kısa serüvene ülkenin tamamını ve tam 30 ülkeyi sığdırdım. Gittiğim yerlerde yazdığım yazılar çeşitli gazete ve dergilerin ilgisini çekince yazılarım da yayınlanmaya başladı ve böylelikle ufak ve kısa süren yazın hayatım da başlamış oldu.

Çeşitli filmler çektim, Kıvanç Tatlıtuğ ile aynı sahneleri paylaştım, tiyatro ve sahne eğitimi aldım hatta burada kazandığım kurgu yetisini dış mekan çekimlerinde uygulamaya başladım derken firmayı kurduktan sadece iki yıl sonra yüzlerce gelin fotoğrafladığımı düşünerek bir geri besleme yaptım, artık bir ofise geçmeli hatta bir alt marka bile oluşturmalıydım. Ben bunları düşünürken, dünya markaları olarak anılan şirketlerden de iş teklifleri almaya başladım. Artık Home Office sistemine veda edip, Office sistemine geçmenin gerekliliği üzerinde düşünmeye başlamıştım. Yeni ofisimin yerini tam da istediğim yerde tuttum, içinin projesini de ben çizdim. Muhasebe kısmında zaten yine kendi kendime yetmeye çalışırken, aslında dışa daha az bağımlı ve rakiplerimden daha donanımlı bir fotoğrafçı olduğumu düşünmeye başladım. Bunların tamamı bana bir şeyler anlatmaya çalışıyordu aslında. İlerde, fotoğraftan sıkıldığım yerde bir bankacı, belki bir inşaat şefi hatta bir mimar bile olabilirdim. Yani, diğer insanlara göre daha az kaygılı dolayısıyla daha mutlu çalışacağım bir işim vardı artık. Sevdiğim, mutlu olduğum işi yapıyordum daha ne isteyeyim ki? Hayat hep bir arayış ve tecrübeler bileşkesi… Ben buldum, hem de hiç kimseyi kırmadan dökmeden herkesi ve kendimi mutlu etmeyi başardım. Milyonlarca insan sevmediği işi yapmaktan şikayetçi, binlercesi sevmediği bir bölüme zorla yazdırılmış ya da geri dönmeye cesareti yok.

Bugün; kendi adıma bir şirketim, şimdilik işime yaramıyor gibi görünse de ofisimin duvarlarını süsleyen diplomalarım, renkli hayallerim, mutlu gelinlerim ve bitmeyecek hedeflerim var. Ölene kadar fotograf çekmeye ve sağliğim el verdikçe mimarlik yapmaya devam edecegim.

Mutlu olun…